25 Eylül 2012 Salı

Kesme Tahtası


125 gr. şundan, 135 gr. bundan... 140 gr olamaz. İyi bir sonuç için 135 gr. olması şart. Peki o zaman annemin göz kararı, el kararı keki neden bu kadar lezzetli oluyor?

Yoksa hayatı algılayışımız yanlış mı? Her türlü sürprize açık olup, risk alıp, akışa bırakmak mı doğru olan. Her şeyi planlama takıntımız mı bizi mutsuzluğun koridorlarında gezdiren? Uyumu ve bütünlüğü sağlamakta neden bu kadar zorlanıyoruz? Biraz da bu yüzden mi, bazen boğulacak gibi oluyor, aşırı tepkiler veriyor, sürekli yetişememe korkusuyla oradan oraya koşuyor ve elimizdeki anahtarla hangisini açacağımızı bilmeden kapılar önünde dolanıp duruyoruz?...


Mutfağı, değişik lezzetler denemeyi seviyorum. Neyse ki şu ana kadar zehirlenen olmadı. (: Mutfağın, bir şeyler pişirmenin terapi olduğu söylenir. Katılıyorum, çünkü o pişirme uğraşı içindeyken sadece o eyleme odaklanırsınız, çoğu zaman sabır isteyen ama zevkli bir yolculuktur. Kendi içinde bir sistemi, kuralları vardır, zekâ ve yaratıcılık gerektirir.


Soğanı doğramak, sebzeleri kesmek, sarımsağı ezmek, vurmak, parçalamak... Bu kelimeleri duyunca mutfakta katliam olduğunu düşünebiliriz. Ama "üzerinde gezdirmek", "kıvamına gelene kadar karıştırmak", "uygun duruma gelene kadar bekletmek", "son dokunuşlarla süslemek" gibi terimler de var. Mutfak hayata mı benziyor, yoksa bana mı öyle geliyor? Bir mücadele içine girdiğimizde ne kadar savaşçı ruhu takındığımızı düşünün. Adeta vurur, keser, parçalarız. Ama mücadelenin yanında sabretmek, uygun zamanı beklemek, sonuca ulaşmak için emek vermek de yok mu?


Şeker karamelize etmeyi deneyin. Kıvama geldiği bir an vardır. O zamanı geçirirseniz yenmez, hiçbir işe yaramaz. Hayatta her zaman dilediğim, karşıma çıkan fırsatları "zamanında" fark edebilmek ve değerlendirebilmektir.

Bazılarımız göz-el kararıyla, bazılarımız ölçülere sadık kalarak leziz bir pasta oluşturdu diyelim. Lezzet tamam, peki sunum? Her birimizin içimizde biriktirdiklerimizi, yeteneklerimizi, paylayabileceğimiz onca şeyi düşünün; ya sunum? Ben buradayım demiyorsak kaç kişi farkımızda olabilir?


Büyük bir şehirde yaşamanın nimetleri ve külfetleri başlığı altında sayfalarca yazılabilir. Aslında çoğumuz bu kalabalığın içinde yalnız değil miyiz? Tek başına da değerliyiz, kendimizle başbaşayken de huzuru, mutluluğu bulabiliriz... Bir dilim pasta lezzetlidir ama bir fincan kahveyle daha lezzetlidir.


Bir kesme tahtanız var, malzemeniz bol, elleriniz, yetenekleriniz, yüreğiniz, en önemlisi siz varsınız. Haydi bir şeyler yapın. Nerede mi? Mutfakta ya da hayatta!

Hiç yorum yok: