21 Mart 2013 Perşembe

Yasak Şeyler



Dışarıda baharı müjdeleyen bir hava vardı, biraz yürüyüş biraz alış veriş için sokaktaydım. Uzaklardan denizin kokusunu getiren havayı içime çekip, insana yeniden umut veren, yeşermeye başlayan ağaçlara, çapkın pırıltılar yollayan Güneş'e bakarken, küt yerdeydim. Hem de her zaman gittiğim eczaneye yakın bir yerde. Bir şeye takılıp düşmedim. Yardımla ayağa kalktım, eczanede bir kaç dakika oturarak dinlendikten sonra, başım dönmeye devam ederken tansiyonum ölçülüyor. On sekize dokuz. Sürekli düşük tansiyonla dolaşan biri olarak, benim için büyük sürprizdi.


Uzun uzun rahatsızlığımdan söz etmek istemiyorum. Araya çiçekleri serpme nedenim de konuyu hafifletme isteğimden. Kısaca, doktor beslenmeme dikkat etmemi söyledi. Pek çoğumuzun bildiği o söz vardır ya, yasak şeyler ya tatlıdır, ya günah. Rengarenk pastahane vitrinlerine bakıp, bana yasak demek sevimsiz bir durum.


Televizyonda reklam kuşağını izlerken, çoğu gıdanın aslında sağlığımıza zararlı olduğunu fark ediyorum. Küçük yaşlardan beri bu bombardımanın altındayız. Tüm o gıdalarla mutlu mesut yaşarken, bir gün bedenimiz isyan ettiğinde, haydi bakalım buradan yak durumu oluşuyor. Sonra salatalar, sebzeler, meyveler ellerinizden öper.
Evde kontrol kolay da, en zoru dışarıda sağlıklı yiyecekler bulmak. Seçenekler diğerlerine göre daha az, kebapçılar, pideciler, dönerciler, fast food dükkanları her köşebaşını sarmışken.


Ama pes etmiş değilim. Özellikle evde, daha önce denemediğim malzemelerle salatalar yapıyorum. İçinden macerayı kaldırırsam yemek yemek benim için sıkıcı bir şey olur çünkü... Semt pazarlarını severim, son günlerde uğramadığım bölümlerinde de keşfe çıkmaya başladım. Okurken bu satırlara kadar geldiyseniz, daha eğlenceli bir yazı olmadığı için özürlerimi kabul edin. Ben, maş fasulyesi almaya gittim dönücem.

Hiç yorum yok: