19 Ağustos 2013 Pazartesi

Kemalettin


- Hop dayı dikkat etsene ezileceksin!

Düşüncelere dalmıştı, yaya yolundan arabaların yoluna geçtiğini farketmemişti. Kafasının içinde durmadan çalan keman sesi, dilinde eski bir uzun hava onu her şeyden uzaklaştırmıştı. "Bu yaylanın mor kanatlı kuşuydum, pençesi kırılmış kuzguna döndüm, turnaların katarının başıydım, sürüsünü kaybetmiş bozguna döndüm"...

Uzun boylu, geniş omuzluydu, gür siyah saçları, yaşından beklenmeyecek pırıl pırıl bakan iri kara gözleri vardı. Dizlerine kadar gelen duvarın üstüne oturup, Birinci sigarasını çıkardı. Sigarasını tüttürürken anılara daldı.

Ay yüzlü, pembe beyaz tenli bir güzele vurulmuştu, Melek. İsteyeni çoktu, amcasını alıp şansını denedi. Kızın babası sert bir adamdı, tarlalarında günlük işçiler çalıştırırdı. Temiz kalpli, çalışkan bir genç olmasının bir değeri yoktu, dengimiz değil dedi ve kızını bir arabacıya vermeye yanaşmadı. Bir ay sonra kızını aynı köyden Sucuların İbrahim'e verdi; harman sonunda üç gün düğün dernek kuruldu, davullar vuruldu, Melek gelin oldu.

Kemalettin sevdasını yüreğine gömdü, o kış askere gitti, döndüğündeyse çok şeyi değişmiş buldu. Melek ilk çocuğunu kucağına almıştı, babası bir atın tepmesi sonucu ölmüş, mal mülk  kardeşler arasında paylaşılmıştı. Paraca sıkıntısı yoktu ama kocasının İstanbul'da dost tuttuğu söylenir olmuştu.

Aylar sonra onu gördüğünde bir tek gönlündeki sevdanın değişmediğini anladı. Ama elden ne gelirdi, çok geçti artık. Melek aynı fikirde değildi, eve döndüğünün sekizinci günü ufak bir çocuk ondan bir pusula getirdi. Açtı, aceleyle yazılmış notu okudu.
- Kaçır beni!
Gönlünü kaptırmıştı bir kere, ne yapsaydı, saçları bahar kokan sevdiğini ellere bırakıp, emmioğlu gibi verem mi olsaydı.
Güz yağmurlarının düştüğü bir gün kaçtılar ama çok geçmeden jandarma peşlerine düştü. Ufak bir çatışma sonunda Melek ana evine döndü, Kemalettin ise hapse düştü.

Melek aylarca onu bekledi, Kemalettin cezasını çekip çıktığında da iki şahitle evlendiler ve  Kemalettin'in babadan kalma eski iki göz evine yerleştiler. İki oğulları bir kızları oldu. Kemalettin her zamanki gibi arabacılık yapıyordu, aynıydı. Melek değişmişti, eski rahat hayatından sıkıntılar içine düşmek, üç çocuk onu değiştirmişti. Kızları çok güzel bir kızdı, hayallerini gerçekleştirememek, yılların geçmesi Melek'i iyice değiştirdi, huysuz, hiç bir şeyden memnun olmayan biri haline geldi, kızını bile kıskanır oldu. Babasıyla aralarının çok iyi olmasını bile çekemiyor, her fırsatta kızına zorluk çıkarıyordu. Yüzü hiç gülmüyordu, kimsenin de yüzünü güldüremez oldu.

Kemalettin'in o günlerde eline, alacaklı olduğu birinden bir keman geçti. Melek, alacağı karşılığında kemanı almasına çok sinirlendi, ve o gün odaları da ayırınca, zaten iyi olmayan aralarında bütün ipler koptu. Kemalettin çocuklar uyanıkken bazen evde, çoğu zamanda bahçedeki çam ağacına dayanarak, kemanı çalmaya çalışıyordu, onun demesiyle kemanla arkadaş olmak için uğraşıyordu. Çıkardığı sesler sürekli kavga nedeni olmaya başladı, bir gün baskılara dayanamayıp, bir kilo şeker karşılığında kemana veda etti. O gece ateşler içinde yatağa düştü, üç gün üç gece kendini bilmeden yattıktan sonra, kendine geldi. İşinin başına döndü, çocuklarıyla avunmaya çalıştı. O günden beri kafasının içinde harika melodiler çalan bir keman vardı ve dilinde de bir türkü.
"Bu yaylanın mor kanatlı kuşuydum, pençesi kırılmış kuzguna döndüm, turnaların katarının başıydım, sürüsünü kaybetmiş bozguna döndüm"...

Öykü dedemin hayatından alıntıdır, kurgulanmıştır. Türkü Aşık Mahzuni Şerif'e aittir.

Hiç yorum yok: