15 Eylül 2013 Pazar

Otomobil Uçar Gider


3-2-1-0...
Araç birden bütün hızıyla hareket etti, bana arkamızda büyük bir toz bulutu bırakmışız gibi geldi. Adına yakışır bir biçimde bütün koltuklar doluydu ve Taksim'den Bakırköy'e doğru yola çıktık. Direksiyondaki sürücü, yolculuk başlar başlamaz üç kere arkalara doğru seslenip ücret vermeyenleri uyardı.
En arkadaki koltuğa oturmak zorunda kalanlar hoplaya zıplaya yolculuk ediyorlardı, bu onlar için bir eziyet olsa da izleyen biri için komik bir manzara oluşturuyordu. Her virajda sağa ya da sola yatan bizler, lunaparktaki bir hız trenine binmiş gibiydik. Otuz-otuz beş yaşlarında, Ray Ban taklidi gözlüklü havalı sürücümüzün hemen arkasında oturan orta yaşlı kadın, araç hareket eder etmez konuşmaya başladı. Sürücüye, "evladım yavaş Allah korusun kaza olur", ön camı açan genç kıza "kızım kapat camı kapat, cereyan yapıyor hepimiz hasta oluruz", ayakta duran öğrenciye" çocuğum iyi tutun düşmeyesin", yol boyunca kontrolü eline almış gibi hiç susmadı.
Yanımdaki genç yolculuk boyunca uzantısının içine gömüldü, yani cep telefonunun, öyle hızlı mesaj yazıyordu ki parmakları takip edilemiyordu. Pilotumuz içinden şarkı söyler gibi mırıldanıyordu, bazen uzatılan paraların üstünü vermeyi unuttu, bazen inmek isteyenleri başka bir "müsait" yerde indirdi, emniyet şeridi ihlallerinden ise hiç söz etmeyeyim. Bir ara baktım metrobüsten daha fazla hız yapıyoruz, anlayacağınız tam bir kelle koltukta durumu...
Bakırköy'e vardığımızda artist kaptanımız bize doğru gülerek seslendi "varacağımız alana ulaşmış bulunuyoruz, kemerlerinizi çözebilirsiniz, geçmiş olsun"...

Hiç yorum yok: