28 Ekim 2013 Pazartesi

Ömer (ikinci bölüm)

Böyle anlarda şehrin kendisini kabul ettiğini hissederdi, onunla yakın bir arkadaş gibi kolkola girip caddelerde gezdiğini düşünürdü. Hiç uyumayan bu şehirde her gece ne paralar savrulurdu, insanlar ne eğlenirdi ve sokaklar ne tehlikeli olurdu.
Kardeşi kadar yakın takım arkadaşıyla hayatları üzerine konuşurlardı bazen. Arkadaşının ağzı oldukça bozuktu, hemen her şeye küfrederdi, ..ktan bir hayatları olduğunu söylerdi sık sık. Ömer "şükür" derdi, bir kaç biradan sonra arkadaşı ona da küfrederdi bu kadar kaderci olduğu için.

Şükretmek kaderci olmak mıydı, Ömer emin değildi. Onun geleceğe ait hayalleri hep ailesi ile ilgiliydi, onlara bol güneş alan bir ev alma hayali bazen rüyalarına giriyordu. Bütün aileyi yeni bir evde görüyordu, dedesi, anneannesi, annesi, kardeşi, dayılar, teyzeler, hatta bir de yabancı adam.  Belki de o hiç tanımadığı babasıydı. Otuz iki yaşındaydı, şu ana kadar hiç tatil yapmamıştı. Yazın kazandığı, biriktirdiği parayla ailesini Çınarcık'a gönderiyordu, orası nispeten hesaplı sayılırdı. Bir gün İstiklal'de yürürken birden mikrofon uzatan genç bir muhabir ona hayallerini sordu. Ömer yine ailesi için isteklerini sıraladı. Genç kız "ya kendiniz için" diye sorduğunda ne diyeceğini bilemedi, kendisiyle ilgili hayal kurmayı unutmuştu. Kısa bir suskunluktan sonra kelimeler ağzından döküldü:
- Sadece beni böyle kabul eden bir sevdiğim olsun isterdim.

Rüzgarlar artık daha sert esiyordu, Aralık'ın sonlarına yaklaşıyorlardı. Yere düşen sarıdan kızıla dönen yapraklı yol boyunca düşündü. Kışın bütün maddi yüküne karşın serin yağmurlu havaları severdi, bakımlı genç kızların, kadınların saçlarının uçuşuna takılır kalırdı.
(devam edecek)

Hiç yorum yok: