20 Haziran 2014 Cuma

Kokular, Hatıralar ve Bir Ev



İstanbul'da ufak bir sahil kasabasında doğdum. Dedem ve anneannem bir simit fırını yakınında, iki katlı bahçeli bir evde otururdu. Ne zaman bir simit kokusu duysam aklıma o ev gelir. Dedemle çoğu akşamüstü sahilde gezintiye çıkardık, balıkçılar ağlarını onarırdı, martılar daha bir mutlu bağırırdı; denizden gelen kokuları tanırım o yüzden.
   
Eski evlerin kendine özgü kokuları vardır belki tüm yaşanmışlıklardan kalan; ama o evde o kokuyu duymanız çok zordu. Çünkü anneannemin titizliği yüzünden örtüler, perdeler sık sık yıkanır, her yer sabun kokardı.

Ev eski bir Rum eviydi. Alt katta iki oda ve zemini tamamen taştan büyük bir mutfak vardı ve mutfakta kapının hemen arkasında bir kuyu. Mutfaktaki telaş artarsa çok sayıda konuk ağırlanacak demekti. O günlerde bir sürü leziz koku sarardı her yanı. İki odanın birinde uzun süre nereye açıldığını bilemediğim mavi boyalı tahta bir kapı bulunurdu, sadece ben doğmadan önce kullanıldığını öğrenebildiğim. Sonra önüne bir yatak koyulup iptal edilmiş. Yıllar sonra büyük bir temizlik sırasında öğrendim o kapının nereye açıldığını, orası bir hamamdı. Üst kata çıkan merdivenlerin altından mutfağa kadar uzanıyordu. Sonra yengem anlattı anneannemin oraya girdiğinde bir kalıp sabunu bitirmeden çıkmadığını.

O ev sabun kokularıyla yemek kokularının karıştığı bir evdi. Tam da bir evin olması gerektiği gibi...

(fotoğraf: Bozcaada, Haziran, 2013)

Hiç yorum yok: