15 Temmuz 2014 Salı

Berrin'in Hikayesi 2

Açıkçası doğarken şanslı bir çocuktum. Ağabeyim de ben de iyi okullarda okuduk, onun kadar hırslı olmasam da, hep hayalim olan hukuk fakültesinden iyi dereceyle mezun oldum. Baskı altında olmadığımızdan gençlik yıllarımız dolu dolu geçti. Arkadaşlarla sık sık buluşur, Police, Bon Jovi, Michael Jackson şarkılarıyla eğlenir, odamızın duvarlarına, cinsel tercihinden bihaber olduğumuz George Michael posterleri asardık.

Yirmibirinci yaş günümde, ağabeyim bana Amerika'ya gitme kararından ilk kez söz etti. Ülkedeki siyasi gelişmeler, uzun zamandır hayalini kurduğu konuda karar vermesini sağlamıştı. Babamla bile konuşmuş, annemin desteğiyle izni koparmıştı.
"Sen de gel" dediğinde, önce şaka yollu bir davet sanmıştım ama konuştukça ciddiyetini anladım ve gitme konusunu düşünmeye başladım.

Bir senedir biriyle beraberdim ama işin ciddileşeceği yoktu, ufukta evlilik görünmüyordu. Aslında öyle bir olasılık hiç kimseyle görünmüyordu. Erkeklerle aram iyiydi ama evlilik fikri bana çok uzaktı, özgürlüğüm benim en değer verdiğim şeydi.

Bir kaç ay sonra pasaport, vize, bütün gerekli şeyleri tamamlamış, kalacak yeri ayarlamış olarak, bavul toplarken buldum kendimi. Teyzelerimden birinin on iki yıldır orada yaşaması da çok faydalı olmuştu tabii. Ağustos'un yedisinde, Esenboğa Havaalanı'nın bombalı saldırıya uğradığı gün, biz Amerika'ya indik. Belki de yıllarca teyzemden gelen gerçekçi haberler nedeniyle, hiç sürpriz yapamamıştı yaşamaya geldiğimiz bu yeni ülke. İkimiz de orada olmanın şanslarını hayatlarımıza taşıdık.
İki kez iş değiştirmeme rağmen şikayetçi değildim, uzun zamandır hayatımda bir erkek olmamasından da rahatsızlık duymuyordum...

(devam edecek)  

Hiç yorum yok: