15 Temmuz 2014 Salı

Berrin'in Hikayesi

Üç katlı ahşap köşkün ikinci katında gözlerimi dünyaya açtığımda, soğuk bir Mart sabahıymış. O sene hava sıcaklığı, iki günde yirmi derece birden düşünce kar yağmaya  başlamış. Gelininden pek hoşlanmayan babaannem, benim dünyaya gelişimde bir uğursuzluk olduğunu söyleyip durmuş. Bahçe işlerini çok seven dedem, o günlerden söz ederken babaannemin tersine, o bahar bütün ağacın, çiçeğin coştuğunu söylerdi.

İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanan dedem, bahçesindeki her bitkinin, böceğin adını bilir, onlarla konuşurdu. Babaannem, hayatında çok fazla çalışmamış, klasik anlamda eve ekmek getirmemiş dedemi, kuşaklar öncesinde Gürcistan sınırından bu topraklara göçmüş büyük dedeye benzetirdi.

Ruslar topraklarını işgal ettiğinde, büyük dedem ailesini toplamış, tanımadıkları, havası, suyu, insanı farklı bu ülkeye kaçmışlar, yanlarına üç beş giysi ve kadınların mücevherlerini alarak. Mücevherlerin kimisini yolluk diye pişirdikleri ekmeklerin, kimisini çocukların bez oyuncaklarının içine saklamışlar.

Zorlu bir yolculuktan sonra Karadeniz bölgesi topraklarına vardıklarında, günlerce zor şartlarda yolculuk yaptıklarından tanınmaz haldelermiş. Onları karşılayan köylüler evlerini, sofralarını açmışlar. Büyük nine, evlerini açan iyi niyetli kişilerce küflenmiş bir torba ekmeğin çöpe atılmasını son anda önlemiş. Köyden ayrılırken, küflü ekmeklerle seyahat eden bu garip ailenin arkasından şaşkınlıkla bakıyorlarmış.

Aile bölgede değişik şehirlerde on sene yaşamış, yeni evlilikler olmuş, genişlemiş. Ve bir gün ailedeki gençlerin de baskısıyla İstanbul'a göç etmiş; şimdiki Tarabya'ya gelip yerleşmiş. O zamanlar Tarabya, rumların çoğunlukta olduğu tam bir balıkçı kasabasıymış. Büyük dede orada ufak bir lokanta açmış. Ama lokantayla çoğu zaman eşi ve çocukları ilgilenmiş, o bir köşede keman çalar dururmuş. Hem de sonradan çocuklarının, soyadlarını Kemancıoğlu olarak değiştirmelerine neden olacak kadar iyi çalıyormuş.

Bu ülkeye gelirken ellerindekiler, akıllı yatırımlar derken, aile İstanbul'un değişik semtlerine yayılıp yaşamaya başlamış. Ülkenin zor zamanlarında bile çok sıkıntı çekmeden yaşamışlar, büyükannem kahvenin zor bulunduğu pahalı olduğu, nohuttan kahve yapıldığı zamanlarda bile, köşkte kahve bulunduğunu söylerdi...

(devam edecek)

Hiç yorum yok: